Knowledge Management ve Engineering projesi olarak A History of Knowledge adlı kitabın 12. bölümünü özetlemem gerekiyordu. Ben de kitaptan kendimce anladıklarımı ve araştırdıklarımı sizinle paylaşmak istedim.
12.BÖLÜM ONDOKUZUNCU YÜZYIL : ÇAĞDAŞLIĞA GİRİŞ
19.yyda 100 yıllık karmaşa
sırasında, Avrupa dünyanın geri kalanını etkilemiş, böylece İngiltere,
İspanya,Portekiz,Fransa veya Hollanda imparatorluğunun hiç güneşi batmamıştır.
Bu sırada Amerika,bu durum
sebebiyle 1823’te Monroe Doktrini ilanı ile bir Avrupa ülkesinin Amerika
kıtasında yeni sömürge edinmesine izin vermeyecek; Amerika, Avrupa sorunlarına
karışmayacak ve Avrupa ülkelerinin batı yarıküresindeki yönetimlere karışmasına
karşı koyacaktı. Bu ilkeler uzun yıllar Amerika dış politikasının temelini
oluşturdu.
Aynı zamanda, 19.yy da yağ ve elektrik
gibi yeni enerji kaynakları keşfettiği görülmektedir. Bu durum telefon ve
telgraf gibi yeni cihazların dünya ve yerel ölçüde gelişmesini sağlamıştır.
Hatta elektrikli lambalardan ucuz dökme demir ütülere kadar birçok kolaylıkla,
rahat yaşama da yeni anlamlar kazandırmaktadır ve de yüzyılın sonlarına doğru Almanya ve Birleşik Devletlerde bu zamana
kadar geliştirilen en karlı ve yararlı aracın
yeni geliştirilmiş olan otomobillerin olacağını iddia edilmişti.
Para Farklılaştırır
Bazı konularda son 5-10 yılda insanoğlunun bir
değişikliğe uğramadığı görülmektedir. Antik mısırlılar genellikle çocuklarını
severlerdi ,bizde de öyle. Antik yunanlılar yemeyi , içmeyi, güneşte oturmayı
ve felsefi konularda konuşmayı severlerdi , konuşmaya çok eğilimli olmasa da
bizde de öyle.Roman matronlar kıyafetleri yıkadıkları yerlerde dedikodu
yapmaktan zevk alırdı, bizde çamaşırhanelerde yapıyoruz. Eskiler hastalanıp
ölürlerdi, biz de de aynı. Onlar da bazen cömert bazen acımasızlardı, hala
öyleyiz.Yine onlar, bazen kibirli ve ben merkezcil bazen de açık
görüşlülülerdi. Aynı şeyleri yine kendimiz için söyleyebiliriz. Genellikle
benzer yanlarımız daha fazladır.
Ama bazı konularda var ki insanoğlunun eski yaşamı
farklıdır. Buzdolabı, televizyon , mikrodalga fırınlar, otomobiller ve
bilgisayarlar onlarda yoktu. Ama en büyük farklılıklarımız bunlar değildir.
Onlar tatil yapmazlardı veya boş zamanlarını nasıl değerlendirecekleri
konusunda endişe etmezlerdi. En büyük farkımız budur. Çocuklarına çocuk
hastalıkları için aşılar yaptırmazlar ve onlarınkinden daha iyi bir hayat
sürmelerini umarlardı.Bu da en büyük farkımızdır. Paranın bu kadar önemli
olduğunu düşünmezlerdi. Bu da algılaması
zor olan en büyük farkımızdır.
Paraya nispeten daha az saygı duydukları için
eskilerin yalnız olmadıklarını da anladığımızda bunların hepsini anlamak çok
zor oldu. Bu durum Orta Çağlardaki, Rönasans dönemindeki, 17.yy ve hatta 18.
yydaki bütün ülkelerde bir çok erkek ve kadın için çoğu doğrudur. 18. yy
sonlarına doğru yani sadece dün bir çok insan paranın bu kadar çok önemli
olacağını henüz keşfedememişlerdi. Sonuç olarak onların yaşamı bizimkinden
oldukça farklıdır.
Eğer doğru
olarak erkek ve kadının yakın geçmişle, şuanki farkını anlayabilirsek, 19.
yy'ın insanlara kattıklarını anlamış oluruz.(human knowledge) 19. yyda para
keşfedilmedi. Hesaplarını dengede tutmak
için yiyecek ve hizmet için bir araç
olarak kullanılırdı. Yani para oldukça eskidir. Çoğu insan parayı ayakta
kalmak için kullanmadığından kemik veya metal parçaları gibi ilkel olması onları
ilgilendirmezdi.
1800den Önce Ekonomik Yaşam:
Köylüler
Onlar için hayat çalışmak, çalışmak hayattır. Sadece
barış içinde kalmak, çocuklarını büyütmek, en az acıyla güzel bir ölüm
isterler. Kendi ailesi ve efendileri için yiyecek üretirler. Ürettiklerinin
ufak bir kısmını satarak, Kazandıkları parayı ise üretemeyeceklerituz,demir ve
kitap almak için kullanırlardı.
Efendiler
Toprak sahipleri,baron, sahip,
efendi,patron gibi de çeşitli olarak isimlendirilmektedirler. Lordların onlara
farklı yönlerden bağlı olduğu toprakları vardı. Köylüler, köle olmadıkları
müddetçe,onlara sahip olamazdı. Köylüler, efendilerinin topraklarında çalışarak
hem onlara hem de kendi ailelerine yiyecek üretirlerdi. Buna karşılık olarak
efendileri onları düşmanlardan, eşkiyalarda korurdu.
Lordların beklentileri nelerdi?
İlk olarak, topraklarını kaybetmemek
ve oğullarına bırakmak isterlerdi. İkincisi, daha fazla toprak almak
isterlerdi. Bunu da oğullarını evlendirerek yaparlardı. Bu durumda erkekler
daha değerliydi. Çünkü kız çocuklar evlendiklerinde ceyiz olarak bir kısım
toprak verilirdi. Ya da üstün lordlar istedikleri toprakları alabilmek için
zamanlarının bir çoğunu dövüşe harcarlardı. Yani lordlarda para için değil
toprak için çalışırlardı.
Rahipler
Rahipler de lordlar gibi köylü
çalıştırarak geçimlerini sağlarlardı. Fakat onlar parayı köylülerden
çıkarmıyordu.Fazla ürünleri satar, köylülerin üretemeyeceği ipek yada güzel
giyecekleri, altın,gümüş parçaları ve kilisede köylülere okuyacağı güzel
kitapları alırlardı. Bunun karşılığında ise köylülere ahirete güvenli
yolculuklarla ulaşmasını sağlıyorlardı.
Rahiplerin beklentileri nelerdi?
Kiliselerde gelişmeyi ve güç kazanmayı
umarlardı. Sanayi öncesi dönemlerde kilise tek meritokrasiye
sahip yerdir. ( Meritokrasi, yönetim erkinin, yetenek ve kişilerin bireysel
üstünlüğüne dayandığı yönetim biçimi) Bireyler bu hiyerarşide layık olduğu
konuma yükseltilir veya düşürülürdü. Bu şekilde ilerleyerek önemli kiliselerde
yer alarak parayının da içinde ama daha çok toprak,mücevher,kürk ve sanat
eserlerinin olduğu büyük bir zenginliğe sahip olurlardı. Aslında hiç bir rahip
para için çalışmazlardı.
Krallar
Sosyal hiyerarşinin en başı olan
bir ünvandır. Herkes onun için çalışır ama kendisinin de zor işleri vardır.
Avlanmak, adalet dağıtmak, savaşmak,vb. Parayla ilgilenir ama giderleri
gelirlerinde fazla olduğu için halktan veya diğer krallardan dilenir, ödünç
alır veya çalar. Hırsı, diğer kralları yenmektir. Başarılı olursa, dünyaya
kendini kabul ettirmiş olur. Şerefi için çalışır.
Para gereklidir başlangıçta çünkü
onu zafere çok istediği ün ve onura götürecek askerler almalıdır. Eğer parası
olmazsa askerleri ona itaat etmeyecektir. Bu yüzden savaşta yenilgiye uğrayacak
hatta öldürülecektir.
Tüccarlar
Ortaya çıkan bir diğer sınıfta
tüccarlardır. Bu grup paraya önem vermektedir ve nasıl para kazanılacağını
bilirler. Bu sınıf içerisinde kentsel tüccarlar ve tefeciler de bulunmaktadır.
Tüccarlar toprağa bağlı olmaksızın kasabalarda yaşarlardı.
İş Gücü Piyasasının Yükselişi
Ekonomi
Adam Smith'in Ulusların Zenginliği kitabı, ekonomi disiplinin ortaya çıkmasını ve aynı
zamanda özerk ve sistematik hale gelmesini sağladığı için döneminde etkili bir
eserdi.
Aynı zamanda bu kitapta fizyokratik anlayışın
toprağın önemini vurgulayışına karşı çıkıyordu. Smith bunun yerine
işgücünün üstünlüğüne inanmaktaydı, ve işçi sınıfının (en:division
of labor) üretimin artmasında etkili
olacağını savunuyordu. Uluslar o kadar başarılı oldular ki, bu başarı eski
ekonomik ekollerin terk edilmesine yol açtı. Thomas Malthus ve David Ricardo gibi ekonomistler Smith'in bugün klasik ekonomi olarak
bilinen teorisini rafine etmeye yöneldiler ve bu zamanla modern ekonominin gelişmesini sağladı. Malthus, Smith'in nüfus fazlalığı konusundaki düşüncelerini geliştirdi.
Ricardo "ücretlerin demir kanununa (en:iron
law of wages), yani nüfus
fazlalığının asgari geçim düzeyinin önününe geçeceğine inanıyordu. Smith, bugün daha doğru olduğuna inanılan, artan üretimle artan
ücretler varsayımını önermişti.
Faust
1749-1832 yılları arasında yaşamış
olan ünlü Alman ozanı, oyun yazarı Johann Wolfgang von Goethe'nin Faust adlı şiirsel oyunu dünya klasikleri
arasında önemli bir yer tutar. Faust, Goethe'nin butün eserlerinin bir
birleşimi olarak kabul edilir. Faust, felsefeyi, tıbbı, doğa bilimlerini,
teolojiyi araştırmış, gençlik ve
olgunluk çağını yeryüzünün sırlarını çözmek için tüketmiştir. Bir bilim adamı
olarak derin bir araştırmadan ve gerekli çıkarımlardan yoksun kaldığını ve
hayatını dolu bir şekilde yaşamayı beceremediğini anlar. Bu ikilem arasında
sıkışıp kalırken, memnuniyetsizlik ve huzursuzluktan kendini kurtarmayı
başarırsa, ruhunu şeytana (Mefistofeles) satacağına dair ona söz verir. Daha sonra Faust’ın
başından geçenler anlatılır. Faust’ın ben-merkezci bir şekilde kendini
ispatlama ve sosyal bir öğrenme arasındaki mücadelenin ortasında kalan, sınırlarını aşarak çaba
gösteren kişiliğinden etkilenenlerden biri de Karl Marx’tır.
ispatlama ve sosyal bir öğrenme arasındaki mücadelenin ortasında kalan, sınırlarını aşarak çaba
gösteren kişiliğinden etkilenenlerden biri de Karl Marx’tır.
Marksizm: Teori ve Pratik
Marksizm, özgün bir siyasal felsefe
akımı, tarihin diyaletik materyalist bir yorumuna dayanan
ekonomik ve toplumsal bir dünya görüşü, kapitalizmin Marksist açıdan
çözümlenmesi, bir toplumsal değişim teorisi, Karl Marx'ın ve Friedrich Engels'in
çalışmalarından çıkarılan insanın özgürleşmesiyle ilgili bir düşünce sistemidir.
Marksizm bir öğreti olarak siyasal,
ekonomik ve felsefi bir bütünlük içerir. Marksizm, ideolojik alanda esas
olarak sınıflar
savaşımı teorisini ortaya atar.
Marksizme adını veren Karl Marx, döneminin en öne
çıkan filozof, siyasetçi, ekonomist ve devrimcilerindendir. İşçi sınıfının
sömürülmesinin mekanizmalarının ve üretim süreçlerine yabancılaşmasını
incelemiş kapitalist üretim ilişkilerini araştırarak tarihsel materyalizmin
temellerini atmıştır. Marx'ın teorik çalışmalarında kendisine en büyük yardımı
yine kendisi gibi Alman bir filozof olan Friedrich Engels yapmıştır.
1844 yılında biraraya gelen ikili aynı siyasi fikirleri benimsediklerini
görerek Marx'ın 1883 yılındaki ölümüne kadar beraber çalışmış ve çok sayıda
ortak esere imza atmışlardır.1848 yılında Komünist Manifesto'nun
yayınlanmasının ardından sınırdışı edilerek faaliyetlerini sürdürürler.
Vladimir İlyiç Ulyanov, bilinen
adıyla Lenin (22 Nisan 1870, Simbirsk - 21 Ocak
1924, Moskova),Rus sosyalist devrimci, Ekim Devrimi'nin
lideri, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin öncülü olan Rus Komünist
Partisi/Bolşevik lideridir. Lenin aynı zamanda Marksist teorik ve
felsefi yazıların yazarı olarak bilimsel
sosyalizmin Marx ve Engels sonrası geliştiricilerindendir.
Lenin'in en büyük amacı, kapitalizmin uzlaşmaz sınıf çelişkilerinden
proleter bir dünya devrimi oluşturup toplumsal sınıf karşıtlıklarının
olmadığı insan toplumunun tarihsel oluşumuna öncülük etmekti.
Kendisi, Marksizm üzerine
kurulmuş politik ve ekonomik bir teori olan Leninizm’de
kurucusudur. Leninizm, Marksizmin çağın gereklerine göre hem kuramsal hem
politik hem de ekonomik alanda, temel ilkelere bağlı kalarak yeniden
uyarlanması olarak anlaşılır. Leninizm kavramı, yeni olgular ve
yeni bilimsel gelişmeler doğrultusunda Marksizmin yeniden üretilmesi
gereği üzerinden değerlendirilir ve Marksizmin devrimci ve bilimsel özüne uygun
olarak geliştirilmesi olarak anlaşılır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder